Şimdi dürüst olalım.
Sorun “doğru insanı bulamamak” değil.
Sorun, sürekli daha iyisi var sanmak.
Dating app’i açıyorsun.
Sağa kaydır.
Bir tane daha.
Bir tane daha.
Bir noktadan sonra insan değil, ürün seçiyor gibi davranıyorsun.
Ve bu kafa yapısıyla kurulan hiçbir şey derin olmaz.
Seçenek bolluğu romantik değil.
Bağımlılık yapıyor.
Çünkü her yeni eşleşme küçük bir dopamin.
Her bildirim küçük bir “hala talep görüyorum” hissi.
Bağ kurmak emek ister.
Ama seçenek bolluğu sana şunu öğretir:
Sıkıldın mı? Değiştir.
Bu zihniyetle kimse kimseye sabretmez.
Bir şey zorlaştığında konuşmak yerine
“Acaba başka biri var mı?” diye düşünülüyor.
İlk tartışmada kaçılıyor.
İlk can sıkıntısında alternatif bakılıyor.
İlk sessizlikte yeni eşleşme açılıyor.
Bu aşk değil.
Bu tüketim kültürü.
Ve en komik kısmı şu:
Herkes seçenek bolluğundan şikayet ediyor.
Ama kimse o bolluğun parçası olduğunu kabul etmiyor.
“Kimse ciddi değil.”
Çünkü sen de değilsin.
Sürekli arkada açık kapı bırakıyorsan,
önündeki ilişkiye yatırım yapamazsın.
Seçenek bolluğu insanı özgür yapmıyor.
Kararsız yapıyor.
Çünkü her seçimde şunu düşünüyorsun:
Ya daha iyisi varsa?
Bu cümle ilişkinin altına dinamit koyar.
“Daha iyisi” düşüncesi
“yanımdaki yetmiyor” duygusunu üretir.
Ve yeterince iyi olan, asla yeterli görünmez.
Net konuşayım.
Gerçek bağ, seçenekleri kapatmayı gerektirir.
Ama çoğu insan şunu istiyor:
Hem bağlı olayım
hem alternatif dursun.
Bu mümkün değil.
İki ayağın iki ayrı kapıdaysa,
hiçbir eve giremezsin.
Sorun seçenek sayısı değil.
Sorun disiplin.
Birini seçmek,
diğer ihtimallerden vazgeçmektir.
Ama vazgeçmek artık kimseye cazip gelmiyor.
Çünkü herkes “daha iyisini” bekliyor.
Ve o daha iyi hiçbir zaman gelmiyor.
Seçenek bolluğu yüzünden ilişkiler bitmiyor.
Başlamıyor.
Ve insanlar yalnız kalmayı değil,
tek seçeneğe razı olmayı daha korkutucu buluyor.
İşte asıl sabotaj bu.


